Free Guestbook
Ziyaretçi Defterim Generate Your Own Glitter Graphics @ GlitterYourWay.com - Image hosted by ImageShack.us


Create Your Glitter Text


Yağmur'un Rüyası Gelişmiş Bir Türkiye - Blogcu



Yağmur'un Rüyası Gelişmiş Bir Türkiye

5/12/2009 - Genelkurmay'ı n Bahçesindeki Heykelin hikayesi


. ..
Biraz uzun ama bilgilenmekte yarar var, çünkü bugün benzeri yaşanıyor.

Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı

 Kıymeti bilinmeyen, sırf görevini yaptığı için cezalandırılan
 insanların başında Mustafa Muğlalı Paşa gelir.
O'na millet olarak özür borçluyuz.

 Vefatının üzerinden 58 yıl geçmesine rağmen Mustafa Muğlalı Paşa Türk
 Milleti ile sorunu olan malum çevrelerin hala bir numaralı boy
 hedeflerinden birisidir.
 Mustafa Muğlalı ne yapmıştır da, yarım asırdır Türkiye'nin ve
Türklüğün düşmanlarının hedefi olmaya devam etmektedir?

 1882 yılında Muğla'da dünyaya gelen Mustafa Muğlalı, 1901 yılında Harp
 Okulunu, 1904 yılında Harp Akademisini bitirdi.
 Balkan savaşına katıldı.
1. dünya savaşı sırasında Adana Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yaptı.
Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı'nın nüvesi olan Teşkilatı
 Mahsusa'da çalıştı, onun devamı niteliğindeki Zabitan Grubu'nun kurucuları arasında yeraldı.
 Zabitan Grubu'nun bir müddet sonra adını değiştirdiği ve yine Muğlalı
 Mustafa Bey başkanlığında Yavuz Grubu olarak faaliyetini devam
 ettirdiği anlaşılmaktadır.

Kurtuluş savaşına Tümen komutanı olarak katılan Muğlalı Mustafa,
 1922'de Albay 1927'de Tümgeneral oldu.
 Soyadı Kanunu çıkınca, Muğlalı soyadını aldı.

 23..Aralık.1930' da Menemen'de Devlete Karşı ayaklanıp Genç Asteğmen
 Kubilay'ı şehit eden yobazları yargılayan Harp Divanının başkanlığını
 yaptı.
Bir kısım Medyanın Mustafa Muğlalı düşmanlığının temelinde, bu
mahkemenin reisliğini yapması yatmaktadır.

 1931-1939 yıllarında 1. ordu komutanlığı, iki kez yüksek askeri Şura
 üyeliği ve 1943-1945 yılları arasında da 3. Ordu Komutanlığı yaptı.
 Mustafa Muğlalı'nın haksızlığa uğramasına, 20 yıl hapse mahkum
 edilmesine yol açan olaylar bu görevi sırasında cereyan etmişti.

 1940'lı yıllar...
 İkinci Dünya Savaşı yılları, ülkede yokluk yaşanıyor.
 İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve İran casusları ülkede cirit atıyor.
 Doğu Anadolu ülkenin diğer kesimlerine nazaran daha karışıktır.
 Yabancı ülkeler lehine casusluk iddiaları hergün ilgili makamlara ulaşıyor.
 Devlet bölgede sıkıyönetim uyguladığı halde hırsızlık, kaçakçılık,
eşkıyalık, soygunculuk, ırza tecavüz eylemleri engellenemiyor.

 Casus mu, hain mi, eşkıya mı olduğu belli olmayan bazı gruplar,
 bölgede güvenlik sağlamak için canla başla çalışan askerleri de pusuya
 düşürerek şehit ediyorlar ve kendilerine kucakaçan Irak ile İran'a
 kaçıp bir süre saklandıktan sonra tekrar bölgeye dönüp eylemlerine
devam ediyorlardı.
 Bu çeteler, Türkiye'den büyük ve küçükbaş hayvanları çalıyor, o
sıralarda fiilen Rusların kontrolunda olan İran'a götürüp
 satıyorlardı.
 Bu eşkıyalar Rus ve İran makamlarınca da korunuyordu.

 Bu eşkıya genelde iki nüfus kağıdı taşıyordu.
 İran'da İran, Türkiye'de Türk vatandaşı gözüküyorlardı.
 Bölge halkı bu eylemlerden dolayı canlarından bezmişlerdi.
 İnsanlar kendilerini nasıl koruyacakları nı bilemedikleri için orduya
 ve askere sığınıyorlardı...

 Bölgedeki karışıklıklar artınca Orgeneral Mustafa Muğlalı, çok
 deneyimli ve disiplinli bir asker olduğu için Üçüncü Ordu ve
 Sıkıyönetim Komutanlığı'na getirilir.
 Hayatı savaşlarda geçmiş olan Muğlalı Paşa işi çok sıkı tutar,
 canilere karşı amansız bir mücadele başlatır ve bir takım tedbirler
 alır.
 Bu tedirlerler arasında; Siirt'teki gezici Jandarma Taburu'nun bu
bölgeye kaydırılması, çobanların silahlandırılması , gezici ekipler
kurulması da vardı.
Ayrıca, Paşa, eşkıyanın sınır ötesine kaçmasını önlemek için de
 emrindeki birliklere Irak ve İran'a kaçan eşkiyayı takip ve "gerekirse
 vur" emri verir.

 1943 yılında Van'ın Özalp İlçesi'nin sınır bölgesinde İran'a kaçmaya
 çalışan bir grup, güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılır..
 Çatışma çıkar ve dur emrine uymayan kürt eşkıyalardan 33 tanesi öldürülür..

Bu olaydan sonra bölgede az da olsa sükun sağlanır.
Bölge halkı Paşa'ya minnettar.
 Bölge huzur ve sükun içinde...
 İçişleri Bakanlığınca, bölgede sükun sağlandığı için, Valiliğe,
Jandarma komutanlığına teşekkür yazıları yazılır.

 20.Aralık.1943 tarihinde Van Cezaevinde yatan İsmail Özay isimli bir
mahkum, TBMM'ne yazdığı dilekçesinde; bu 33 kişinin kaçmalarının
 sözkonusu olmadığını, bilerek katledildiklerini iddia eder, olaydan
yaralı olarak kurtulup İran'da yaşayan kardeşinin affedilmesini ve
olayın tahkikini talep eder.

 Adalet Bakanlığının Genelkurmay Başkanlığından kanunun adli takibinin
 yapılmasını ilişkin talebine karşı, Mareşal Fevzi Çakmak'ın verdiği
 yanıt yiğitçedir, Türk'çedir: "Ordu komutanı o günkü şartların
 gereğini yapmıştır. Memleketin yüksek menfaati için gerekli tedbirleri almıştır. Görevini yerine getiren bir komutanı mahkemeye veremem.
 Böyle Şey olamaz."
 Fevzi Çakmak'tan sonra Genel Kurmay Başkanı olan Kazım Orbay'da aynı
 tavrı sürdürür.

1945 yılında 2. dünya savaşı sona erer.
 Her şey normale dönüşür.

 1946 seçimleri sırasında bu olayı kendi lehlerine oya tahvil etmek
 isteyen siyasetçiler bu olayı saptırırlar.
 Bir taşla birkaç kuş vurulacaktır.
İkinci dünya savaşı sırasında yabancı ajanların kaşıdıkları Kürtçülük
 çıbanı yeniden kaşınarak olay oya tahvil edilecek, Atatürk'ün yakın
bir silah arkadaşı zor durumda bırakılarak, şuur altlarındaki Atatürk
 düşmanlığına dayanan aşağılık duygusu tatmin edilecek, Menemen
 olaylarında yargılamayı yapan kahraman bir asker yargılanarak gerici
çevrelere Menemenin rövanşının alındığının mesajı verilecektir.

1946 seçimlerinden sonra Meclis'e giren Demokrat Parti milletvekilleri
 bu olayı yeniden Meclis gündemine getirirler.
 Öne sürülen iddia şudur: "Çatışma sırasında öldüğü iddia edilen 33
insan masumdu ve kurşuna dizildiler."
Kıyamet kopar...

 Muhalefet milletvekilleri bu olaydan Cumhurbaşkanı İnönü ile Milli
 Savunma Bakanı Ali Rıza Artunkal, İçişleri Bakanı Hilmi Uran'ı sorumlu
tutarlar.
 İktidar ise Demokrat Parti'nin derdinin 33 masum vatandaşın
 öldürülmesi değil, İnönü iktidarını yıpratmak ve oy toplamak olduğunu
 söyler.
 Aylarca süren tartışmalardan sonra bu olay hakkında Mecliste araştırma
 komisyonu kurulur.
Araştırma komisyonu o yılların olağanüstü şartlarını, o olay sayesinde
 Muğlalı'nın ülke sevgisini, hiç dikkate almaz.
 Kin ve intikam duyguları içerisinde hareket eder.
 Araştırma komisyonu hiçbir siyasiye, hiçbir bürokrata suç yüklemez.
Tek suçlu Orgeneral Mustafa Muğlalı ile Necdet Bilgez ve Bilal Bali
isimli yedek subaylardır.

Meclis Araştırma komisyonu kararından sonra dava açılır ve 1947
 yılında emekli olan kahraman Mustafa Muğlalı Paşa yargı önüne
 çıkarılır.

 Mahkeme, 1943 yılının şartlarına, o tarihte bölgede cereyan eden
olayların vahametine, o ortamın düşünce ve gereklerine göre değil 1948
 yılının normal şartlarının havasına göre yürür.
 Muğlalı Paşa, yargılama boyunca bir Türk komutanına yaraşır şekilde
 bütün sorumluluğu üzerine alır ve zamanın hükümetini hiçbir şekilde
suçlamaz. "Bu subaylara emri ben verdim, onların suçu yoktur.
 Yaptıklarım suç ise tek suçlu benim" der.
Hakimin "Ya emrinizi yerine getirmeseydiler" sorusuna; "O zaman
 şakileri kendim vururdum." yanıtını verir.

 33 şakinin yok edilmesi sırasında oh diyenler, Muğlalı Paşa'yı takdir
 edenler, alkışlayanlar, başka bir havanın, başka hesapların insanı
 olmuşlardır.
 Oy kaygısı her şeyin önüne geçmiştir.
 Mustafa Muğlalı Paşa Atatürk'ün silah arkadaşı olmasına rağmen,
 Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu olay karşısında parmağını bile
 kıpırdatmaz.
 Ve mahkeme sonucu gerçekten çok hazindir:
 Hayatını Türk Ordusuna ve Türkiye Cumhuriyetine adamış olan Mustafa
 Muğlalı Paşa "33 masum(!) insanı öldürmek suçundan" idam cezasına
 çarptırılır...

İŞTE REZALETİN PERDESİ

Daha sonra cezası 20 yıl hapse çevrilir.
33 tane eşkıyaya hak ettiği cezayı verdiği için ödüllendirmesi gereken
 Mustafa Muğlalı Paşa, politik yalakalığın, siyaset oyunlarının kurbanı
olur.
 Türk yargısının siyasi kararlarından birisi olan bu yargılama
 sonucunda, tek mahkumiyet Mustafa Muğlalı içindir.
 Başka hiçbir kimse ceza almaz...
Mahkeme, eşkıya artıklarının ifadelerini Türk Askerinin ifadesine
 tercih etmiştir.

 Mahkeme sonrası Askeri Yargıtay bu kararı bozar.
 İkinci bir mahkeme dönemi başlar ama bu sırada kahraman Türk
Ordusu'nun bir neferi olan, bütün ömrünü Türk Yurdu'nun bağımsızlığına
 adayan Mustafa Muğlalı Paşa bu durumu hazmedemez; bulunduğu cezaevinde
kahrından 11 Aralık 1951 tarihinde, 70 yaşında vefat eder.

 Türk gibi düşünen tek kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Mustafa
Muğlalı Paşa'nın naaşını Devlet Mezarlığına naklettirdi ve kahraman
 Türk komutanlarının heykellerinin yer aldığı Genelkurmay bahçesindeki
 Ölmezler Yolu'na O'nun heykelini diktirdi.

 58 yıldan sonra "garp cephesinde yeni bir şey yok".
 Şimdi de "PKK artıkları"nın, "çakma haham"ların iftiraları şerefli
komutanlarımızın sözlerinden daha değerli bulunuyor.

-ALINTIDIR-
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/11/2009 - PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜNÜN 10 KASIM KONUŞMASI


Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Rektörü Prof.Dr. Fazıl Necdet Ardıç'ın, Atatürk'e ölümünün 71'inci yıldönümü dolayısıyla yazdığı mektupta ilginç ifadeler yer aldı.

Tersname şeklindeki mektubuyla önce şaşırtan, ardından eleştirilerini sıralayan Prof. Dr. Ardıç, öğrencileri tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.

Pamukkale Üniversitesi'ndeki Atatürk'ü anma törenlerine Rektör Prof. Dr. Fazıl Necdet Ardıç'ın yazıp öğrencilerine okuduğu mektup damgasını vurdu. "Değerli büyüğümüz, liderimiz, sevgili atamız; bugün sen doğalı 128, Cumhuriyet kurulalı 86, seni kaybedeli 71 sene oldu" diye başlayan mektupta, şu ifadeler yer aldı:

"Geçen senelerde çok çalıştık, hiç durmadık. Vatanımız güllük gülistanlık. Her köşesini demir ağlarla ördük. Çevremizdeki komşularımızla oluşturduğumuz barış çemberi devam ediyor. Emperyalist güçler hala bize diş geçiremediler. Madenlerimizin hepsini bulduk, ekonomimize kazandırdık. Osmanlı Bankasından aldığımız dersle milli bankalarımızı koruyoruz. Türk sermaye birikimi zorlukla oluştu, fabrikalar kurdu, onların yüzyıllık fırsatçı uluslararası sermaye önünde ezilmemesine dikkat ediyoruz. Bilim adamlarımızın geliştirdiği yeni ürünlerle dünyanın her yerinde aranan mamülleri üretiyoruz. Bu yüzden işçilerimiz refah içinde ve mutlu. O çok önem verdiğin eğitim sistemimiz süper, bırak okuma-yazma bilmeyen kalmamasını herkese fırsat eşitliği, kaliteli eğitim, uzmanlaşma en üst düzeyde. Toplumun eğitim düzeyi yüksek, boş zamanlarında herkesin elinde bir kitap! Güzel
 sanatlar ve spor hayatımızın içinde, herkesin ilgilendiği bir uğraşısı var. Her şehirde tiyatrolarımız, sanat gruplarımız hem halkımızı devamlı eğitiyor, hem de sosyal ortamlar sağlıyorlar. Hele kütüphanelerimizi görmeni isterdik. Çiftçimiz her zamanki gibi baştacımız, köyde olmak eğitimsiz olmak anlamına gelmiyor. Kendi tarlalarımızda kendimize yeterli olmak için çok çalışıyoruz. Milletimizin birliği, ortak dilimiz sayesinde pekişti. Devletin parası hepimizin ortak varlığı, yokluk günlerini unutmadık, çok titiz bir şekilde harcanıyor. Borçlarımızın hepsinden kurtulduk, hatta bazı ülkelere boyunduruk altına girmesin özgür kalabilsin diye borç bile verebiliyoruz. Halkımızın maneviyatı sağlam, istediği gibi ibadetini yapıyor, kimsenin kulu değil, çünkü dininin kurallarını Türkçe öğreniyor, ibadetini Türkçe yapıyor. Bu konuda fırsat olmayınca, onları kandıracak ruhban
 sınıfı da kalmadı. Kurduğun tarih kurumları sayesinde, kendi tarihimizi hem materyalist çıkarcı batı bakışından, hem İslamik Arap emperyalizminden, hem tek yanlı kindar Çin söylemlerinden kurtardık."

"SENİ DANSÖZ GİBİ PASTADAN ÇIKARIYORLAR"

Bu ifadeler törendeki öğrencilerde şaşkınlık yaratırken, Rektör Ardıç, mektubuna şöyle devam etti:

"Değerli Atam, Lütfen kızma, seninle eğlendiğimizi düşünme. Senin zaten gerçekleri bildiğini biliyoruz. Bütün bunları; 71 yıldır atılan o gösterişli, ağlak nutuklardan, samimiyetsiz törenlerden sıkılmışsındır, mektubun girişinde seni birazcık gülümsetebilir miyiz diye yazdık. Çünkü senden hatıra kalan resimlerdeki o içten tebessüm sana çok yakışıyor. Doğrusunu istersen, senin gibi liderler artık bu günlerde pek muteber sayılmıyor. Seni bekarlık partilerindeki dansözler gibi pastadan çıkarıyorlar. Açık konuşmak, düşünmek, yorulmadan çalışmak değer kaybetti. Artık fikir tartışmaları bile farklılaştı, halkın kimin ne demek istediğini anlamasına imkan yok. Toplum mühendisliği öyle gelişti ki, artık tutarlılığa bile gerek kalmadı. Öyleki fikrin başlığı, sloganı ve içeriği tamamen farklı olabiliyor. Barış isteyerek savaş, birlik isteyerek ayrılık, eşitlik isteyerek
 sömürü, demokrasi isteyerek baskı kolayca yapılandırılabiliyor. Ama sen bunların olacağını zaten biliyordun. Bize nelerle karşılabileceğimizi açıkça söylemiştin. `Ey Türk Gençliği' diyen sesin hala kulaklarımızda. Gençken bu hitabeyi her okuyuşumuzda hepimiz içimizden `üzerimize düşeni yaparız elbet' demiştik. Şu anda kaçımızın hala aynı fikirde olduğunu tahmin etmek biraz zor. Neyse! Senin ideallerine inanan, seni putlaştırmamış, her olayı bilimin penceresinden değerlendiren bizler buradayız. Eskisi kadar çok değiliz. Senin gösterdiğin yolun değil de senin yarattığın gücün etrafında toplananların hepsi yolda döküldü. Kimisi paranın gücüne, kimisi iktidar nimetlerine dayanamadı. Kimisi dünyada popüler olmayı, ülkesinde onuruyla yaşamaya yeğ tuttu. Kimisi korktu. Anlık rüşvetleri, çocuklarının geleceğine tercih etti. Kimisi hümanist kesildi. Tarihin neden tekerrür ettiğini
 unutup, ülkesine başkasının gözlükleriyle bakmaya başladı. Kimisi sivil toplum örgütçüsü oldu. Parayla fikir ithalatçılığı yaptı. Kimisi kendine iktidar alanı açmak için, bugüne kadar bu ülkeyi yüzlerce kere dolandırmış kişilerle işbirliği yapıp, onları idare edebileceğini sandı.

"ŞİKAYET EDİYORUZ DİYE DÜŞÜNME"

Ama hepsinin vicdanı, 128 yıl önce doğan senin görüşlerinin, günümüzde de hala geçerli olmasını kaldıramadığından, bütün yapılanların senin görüşlerine uygun olduğunu anlatmak için neler uyduruyorlar neler, yaratıcılıkta sınır yok, keşke görebilseydin. Artık yolumuza onlarsız devam ediyoruz. Bu anlattıklarımı sakın bir şikayet veya bir çaresizlik ifadesi olarak düşünme. Sadece bize gerçekleri görmeyi, ona göre politikalar üretmeyi, kendine ve milletine güvenerek onurlu davranmayı sen öğrettin. Sen aramızdan ayrıldıktan sonra ulusal hedeflerimize konsantrasyonumuzu kaybettik, birbirimizle uğraştık, küçük kurnazlıklarla vakit kaybettik, düşmanlarımızın ülkemizin planlarına müdahil olmasına izin verdik. Kişisel çıkarlarını siyaset diye yutturanlarla, milleti için fedakarca çalışanları birbirinden iyi ayıramadık. Ağaları, şeyhleri, savaş zenginlerini, saltanat
 meraklılarını, din bezirganlarını yeniden hortlattık. Senin yönetimine diktatörlük diyenlerin, demokrasi diye diye nasıl kendi krallıklarını kurduklarını zamanında farkedemedik. Ama artık daha tecrübeliyiz. Kolay kolay, gazete haberlerinin, kimin çektiği belli olmayan filmlerin, yalancı kahramanların tuzaklarına düşmüyoruz. Bütün hatalarımıza rağmen uğraşıyoruz, didiniyoruz, anlatıyoruz, uyandırmaya çalışıyoruz.

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE DEYİŞİNİ ÖZLEDİK"

Bizimle dalga geçiyorlar: Emperyalizm çağının bittiğini, dünyada bütün ülkelerin barış içinde, uygarlık yolunda yürüdüğünü artık bizi millet yapan, bu vatanda birarada tutan bu fikirleri bırakmamız gerektiğini söylüyorlar. Üzülmüyoruz, yılmıyoruz, tekrar uğraşıyoruz, tekrar anlatıyoruz. Biz, daima burada olacağız. Ama, seni özledik. Senin ufkunu özledik. Yol göstericiliğini, milletine her zaman güvenmeni, senin onurunu özledik. Senin sarı saçını, mavi gözünü, dostluğunu özledik. Vatanın için verdiğin emeği, yaptığın fedakarlığı, bizleri hep biraraya getirmeye çalışmanı özledik. Her kelimeni dikkatle seçişini, kim olursa olsun karşındakine gösterdiğin saygıyı, sözlere yüklediğin anlamın derinliğini özledik. Bağımsız karakterini, barışa hasretini, gerektiğinde çizmelerini çekip savaşa hazır olma kararlılığını özledik. Kendi kendini eğitmeni, okumadan
 bilenlerle tartışmadan karar vermeyişini özledik. `En hakiki mürşit ilimdir' diyen sesini, bilim adamlarına verdiğin desteği özledik. Davet edilmeden hiçbir uluslararası kuruluşa yüz vermeyişini, dış seyahatlere gitmeden bütün kralların seni ziyarete gelişini, milletine uşak dedirtmeyen özgüvenini özledik. Uzak görüşlülüğünü, çocuklara olan sevgini, gençliğe güvenini, geleceğe olan inancını özledik. `Ne mutlu Türküm diyene' deyişini özledik. Seni Özledik.

"SEN RAHAT UYU"

Senin inançlarını, yaptıklarını, herşeye rağmen, üniversitemizde yaşatıyoruz. Hedeflerimizi hiç değiştirmedik, Halkımızın refahı, Vatanımızın bütünlüğü, Vicdanımızın özgürlüğü, Birey olmanın özgüveni, Bilimin ışığı. Atam, hepimiz, öğrettiklerini, seni, unutmadık. Sen rahat uyu. En derin saygılarımızla ve en içten sevgilerimizle."

PAÜ Rektörü Prof.Dr. Fazıl Necdet Ardıç'ın, öğretim elemanları, memurlar ve öğrenciler adına okuduğu mektup uzun süre alkışlandı.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/11/2009 - ONLAR HEP VARDI

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının önünde de onlar vardı. Devrildiler... Onları hep hatırlamak lazım!.. Hatırlayınca, 1919’ların önemi daha çok anlaşılacaktır...

İşte “onlar”
Milli Mücadele yılları işbirlikçileri...

VAHDETTİN
“İngiliz ulusuna karşı beslediğim sevgi ve hayranlık duygularımı babam
Sultan Abdülmecit’ten miras aldım. Ümidimi Allah’tan sonra İngiltere’ye bağladım”

 Sadrazam Tevfik  Paşa: 
“Tevfik Paşa İngiltere ile gizli bir anlaşmaya varılarak Osmanlı Devleti’nin kalan ülkesinin birliğinin ve İngiltere’ye bağlılığının sağlanmasını istedi.”  Yüksek Komiser Amiral Calt Horpe’un raporundan. 06.06.1919
“Ankara, Sevr Antlaşmasını kabul etmelidir.”  04.11.1920, A. İzzet Paşa kuruluna verdiği talimattan.
“Anadolu’yu boşaltmaları karşılığında, Trakya Yunanlılara bırakılabilir.”
19.09.1921 Bakanlar Kurulu.

Sadrazam Salih Paşa:

“İngiltere’ye direnip durmak gereksiz ve tehlikelidir.”  20.08.1921

Hariciye Nazırı  Mustafa Şerif Paşa: 
“Kendim, kabinedeki arkadaşlarım, Sultan ve geniş bir halk kitlesi adına katiyet ve ciddiyetle temin ederim ki umumun arzusu İngiltere tarafından idare edilmeliğimizdir.”
16.12.1918, İngiltere Ordu Komutanı General Milne’e..

Hariciye Nazırı Sefa Bey: 
“Hükümet Ermenilere toprak verilmesini kabul ediyor.”  29.01.1921, İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’a..

Adliye Nazırı Ali Rüştü:
“General Paraskevopulos’un ordusu, şimdi sürat ve şiddetle harekâta devam eyleyecek olursa, birkaç haftada Ankara Surları önünde bulunacaktır. Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz! Bu ordu bizim ordumuzdur!”  12.07.1920

N
azır Rıza Tevfık: 
“Anadolu direnişi bir blöftür. Avrupa medeniyeti Anadolu’yu bu zararlı haşereden temizleyecektir. Hüküm galibindir. Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır.”  1920
İngiliz Muhipler Derneği Başkanı, Adliye Nezareti Müsteşarı ve yazar Sait Molla:
“İngiltere Osmanlı Devleti’nin yönetimine el koyarsa, saltanat ve hilafetin İngilizler elinde bulunduğunu gören Mısır ve Hindistan Müslümanlarının da İngiltere’ye dost olmanın gereğine inanacakları...”

Yazar ve Nazır Ali Kemal:
“Avrupa ile başa çıkmayı asırlardan beri Asya’nın hangi kavmi başardı ki biz başarabilelim.”
06.02.1921
“Düşmanlar, Teşkilat-i Milliye’den bin kere daha iyidir.” 23.04.1920
“Kars alındı. Demek ki işlemediğimiz bir hata kalmıştı. Ermenistan’a taarruz ile onu da tamamladık... Ankara yâranı nihayet meramlarına erdiler.
Ermenistan’a yürüdüler. Kars’ı işgal ettiler.”
11.11.1920
“Ankara’dakilerin Yunanlılara hâlâ meydan okumalarına çılgınlıktan başka bir sıfat verilemez. Yunanlılarla aramızda akılca da, ilimce de, kuvvet bakımından ve her açıdan bu kadar fark varken onlarla muhabereye girişilemez.”  07.08.1920

Yazar Refii Cevat Ulunay:
“Türkler kendi güçleri ile adam olamaz. İngilizler elimizden tutup bizi kurtaracak.”  21.05.1919
“İstiklâl diye bağıranlar kötü niyetlidir.”
31.08.1919
“Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak?”
23.03.1920
“Milliyetçi hareketi yok etmek, millet için var olma meselesidir... O alçaklara karşı çıkanlar, dine, halifeye, milliyete unutulmaz hizmette bulunmuş olacaklardır.” 
04.04.1920
“Yunanistan kısa zamanda Mustafa Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir.” 08.09.1920
“Anadolu ile değil, Yunanistan ile anlaşmalıyız.” 15.10.1920

Jandarma Genel KomutanI Kemal Paşa:
“Yunanla çarpışmaktan vazgeçiniz. Zira bu teşebbüsünüz beyhudedir.”
3.08.1919

D
İNCİ ÇEVRELERDEN:
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi(Mason) 
“Benim elimden gelse Türkleri Arap yaparım, diğer Müslümanları da. Bunların vaktiyle Araplaşmadığına da çok eseflenirim. Arap dili, ne Türk diliyle ne de Çerkez diliyle kıyas kabul etmeyecek derecede üstünlüğe sahip olduğundan, insanın, milliyetin küçüğüne sahip olup da onunla iftihar edeceğine büyüğüne sahip olarak onunla iftihar etmesi daha kârlı ve makul olur.” (Yarın Dergisi, 14 Nisan 1930)

DİVİTLİ EŞREF Hoca:
“İngilizlere meydan okuyoruz. Bu en büyük küfürdür.” 1920
"Kim milliyecilerle birlikte Yunana karşı giderse şeran kâfirdir”. 1920

İslam yüceltme derneğinin bildirisi : 
“Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır.” 1920
Nasıl, ilginç mi?!..

Behiç KILIÇ
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/6/2009 - 21 HAZİRAN 2009 DA İZMİR' DE CUMHURİYET MİTİNGİ YAPILACAK



KARDEŞLER !!! BAYRAĞINIZI KAPARAK GELİN VE SİZ DE BİRER GELİNCİK OLUN. İZMİR GÜNDOĞDU MEYDANINDA YİNE BÖYLE GELİNCİKLER AÇSIN. 21 HAZİRAN İZMİR İÇİN YİNE UNUTULMAZ BİR GÜN OLSUN.
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/3/2009 - ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİNİN 94. YILI KUTLU OLSUN


ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NI
DOĞRU ANLAMAK VE ANLATMAK

(Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini

gösteren hayret edilecek  ve tebrike değer bir örnektir.

Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebeleri’ni

kazandıran bu yüksek ruhtur)

Mustafa Kemal

 

            Bir çoğumuz gibi ben de Çanakkale Savaşları hakkındaki gerçeklere ulaşabilmek için oldukça fazla sayılabilecek miktarda yayını inceledim.

Araştırmalarım sırasında; Çanakkale Savaşları’nı iki farklı aşamada inceleyip adlandırmak gerçeğini gördüm.

Birincisi; 3 Kasım 1914 tarihinden  18 Mart 1915 tarihine kadar süren ve tamamen Çanakkale Boğazı ve yakın çevresinde gerçekleşen deniz savaşlarıdır ki 18 Mart 1915’de Çanakkale Deniz Zaferi’yle sonuçlanmıştır.

İkincisi ise;  25 Nisan 1915 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında Gelibolu Yarımadası’nda gerçekleşen Kara Muharebeleri(bu isimlendirme kapsamında, Arıburnu, Kirte, Bombasırtı, Zığındere, Kerevizdere, Kanlısırt,  Conkbayırı ve Anafartalar Muharebeleri ilk başta söylenebilir…)’dir.

Sonuçta, Muharebelerin kış aylarına(Kasım, Aralık-1915) denk gelen günleri, zamanla kısmi çatışmalar yaşansa bile, daha çok geri çekilme ağırlığının yaşandığı dönem olarak kabul edilir. Son düşman askeri 9 Ocak 1916 tarihinde Gelibolu Yarımadası’ndan ayrılmış ve Kara Muharebeleri de Türk Askeri’nin kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Gerek Deniz Zaferi ve gerekse Gelibolu Kara Muharebeleri’ni birlikte adlandırdığımızda; Çanakkale Savaşları’nın, Türk Tarihi’nin onurlu sayfalarında hak ettiği yeri almış olan zaferlerin en önde geleni olduğu gerçeği çıkar karşımıza.

Ancak, özellikle son yıllarda Çanakkale Savaşları’nın yalan dolana bulanıp, olayların ve dolaysıyla da tarihimizin hurafelerle gençliğe sunulduğunu görmenin de acısını yaşıyorum.

            Dostlarımdan yakınma dolu bir çok ileti de alıyorum. Çanakkale ve Gelibolu’yu gezenler, oradan yüzleri asık ayrıldıklarını söylüyorlar. Çanakkale Deniz Zaferi ile Gelibolu Kara Muharebeleri’nin, gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan uydurma bir tarih haline sokulup, Milli Parklar’da görevli rehberlerce insanlarımıza anlatıldığı sıkça duyulmaya başlandı. 

* * *

Çanakkale Savaşları’na hurafelerin bulaştırılması azımsanacak, hafife alınacak ve küçümsenecek bir şey değil.

            Yapılanlar gayet sistemli bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu uyduruk tarih ve olayların, hurafelere bulanmış şekli kitaplar, rehber dokümanlar ve broşürler haline getirilmiş, muharebelerin cereyan ettiği yerleri ve dolaysıyla da Şehitliklerimizi gezmeye getirilen çocuklarımız ve gençlerimizin hizmetine sokulmuştur. Maalesef, genç beyinler yalan yanlış bir tarihle bulandırılmaktadır.

            Adının önüne  tarihçi’ sıfatı ekleyen bir kısım insanların, Çanakkale ve Gelibolu hakkında yazıp kitaplaştırdıkları yenilir yutulur cinsten anlatımlar değil.

            Birkaç örnek vermek gerekirse;

1- Nusrat mayın gemisinin döktüğü 26 adet mayın konusunda, Cevat Paşa’nın  önceden rüya görmesi, bir-iki gün sonra aniden ilahi bir sesle irkilip, denizi kaplayan Nur’u fark etmesi ve ak saçlı, nur yüzlü bir ihtiyarın da rüyayı bir güzel yorumladıktan sonra 26 mayının denize dökülmesi!

2-Hz. Muhammed’in, Çanakkale Savaşı esnasında güya  türbedarının rüyasına girerek:

Ben şimdi Medine’de değil, aksine Çanakkale’deyim. Müslüman askerlerimizi yalnız bırakmaya gönlüm dayanmadı. Şimdi onlara yardım etme geldim’ demesi…

3-Anadolu’dan Çanakkale ve Gelibolu’ya taburlar halinde erenler, veliler, evliyalar ve enbiyalar gelmesi, beyaz sarıkları ve uzun yeşil cüppeleri içindeki bu ermiş ve ulu kişilerin, çıkarmanın yapıldığı koyda, uçurumun başından beri Anzak askerlerinin uçarak üzerlerine atlamaları ve onları perişan etmeleri…

4-Gelibolu yarımadasının Saroz Körfezi’ne doğru olan bir kısmında(…ki bu tür anlatımlarda hiçbir zaman yer ve isimler net olarak söylenmez) kıyıdan içerilere doğru keşif  için hareket eden İngiliz askerlerinden Norfolk-5 taburunun, gökten inen beyaz ve yoğun bir bulut tabakası tarafından alınıp yok edilmesi…

Dikkat edilirse, ele aldığım bu birkaç örnekten hiç birisinin doğrulukla ilgisinin bulunmadığı, akıl ve bilimsel verilerle uyum sağlamadığı hemen fark edilir.

* * *

Nedense Çanakkale ve Gelibolu anlatılırken Mustafa Kemal’den hiç söz edilmiyor, hatta adı ağızlara bile alınmıyor.

Elbette Çanakkale hakkında yazılmış dürüst ve saygıdeğer araştırma ve çalışmalar da var. Bunlara bir diyeceğim asla olamaz. Ancak, bu uydurukçuların ve soytarıların da işi iyice azıttığı ortada.

Allah’a inanmak başka şey, böylesi uyduruk tarih hikayelerine ve hurafelere Allah’ı karıştırmak başka şey. Buna ne Allah’ın ihtiyacı vardır; ne de inanç sahibi kulların ihtiyacı olmalıdır… Tarihe bulaştırılan yalan-dolanın inanca da bulaştırılması; en hafif deyimiyle Allah’a ve Kur’an Dini’ne saygısızlıktır.

Ancak, Çanakkale Savaşları’nda Mustafa Kemal ve başarılarından söz etmemek uğruna, işe, inanca saygıyı bir kenara bırakıp Allah’ı ve Hz. Muhammed’i karıştırma ve olayların hemen tamamını hurafelerle gençlerimize sunmanın ve onların gencecik beyinlerini bulandırmanın, Ülkemizin geleceği açısında büyük bir tehlikeyi göz göre göre beslemek olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.

Çünkü, tarihini bilmeyenlerin ülkesini koruyamayacağı, yönetemeyeceği ve kalkınmasını başaramayacağı kesin bir gerçektir. Aksini iddia etmek, örneği tıpkı günümüzde görülebildiği üzere, tarihinden habersiz bir kısım yöneticileri işin başına getirip,  sömürüye davetiye çıkarmakla eş anlamlıdır.

Zamanla sohbet ettiğim bazı gençlere Mustafa Kemal’in Conkbayırı’nda askerlerini saldırıya kaldırmadan önce etrafına topladığı subaylara verdiği: ‘Size Ben saldırıyı emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve komutanlar alabilir…’ şeklindeki emrini hatırlattığımda; yüzüme, şaşırmış ifadelerle bakışlarını hiç unutmuyorum. Maalesef, sahte tarihçiler ve hurafeciler, bir kısım gençlerimizin ilgilerini başka alanlara çekmeyi başarmış gözüküyorlar. Halbuki; Mustafa Kemal bu harekattan söz ederken; ‘Kazandığımız an işte bu an’dı’ diye bahseder…

Çok acıdır ki; tarihi yalana bulayıp, Çanakkale Savaşları’nı hurafelerle anlatanlar, Çanakkale’yi bir askeri zafer olarak anlatmak yerine hurafeler sergisi haline getiriyorlar. Amaçları Mustafa Kemal’i küçük düşürmeye çalışmak ve dünyanın O’nu tanımasına ve bilmesine neden olan Çanakkale Savaşları’nda yok saymak, hatta ellerinden gelse hiç bahsetmemektir.

Böylelikle; Mustafa Kemal ve O’na ait olan değerleri, bir başka yönden de  yok edebileceklerine inandıkları açıkça sırıtmaktadır.

* * *

Çanakkale Savaşları, dünyada bir eşi-benzeri daha olmayan olağanüstü bir olaydır. Bu ulvi savaşın yalana-dolana, uydurmacalara, bulutlara, rüyalara, abartıya ve  hele hele hurafelere hiç  ihtiyacı yoktur.  Bunu, dünya da böyle kabul etmiştir.  

            Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız ve gençlerimizin beyinlerini bulandırmanın, onlara gerçek tarihimizi anlatmak varken, hurafelerle beslenmiş bir  saçmalığı tarih olarak sunmanın kasıtlı ve maksatlı yapıldığını düşünüyorum.

            Çanakkale Savaşları Milli Mücadele ve Cumhuriyet’le birlikte bir bütünün üç önemli parçasından birisidir… Birini diğerinden ayrı tutmak, abartılara boğup diğerinden farklı boyutlara çekmeye çalışmak maksatlı olarak yapılmış kabul edilir ki; bu ihanetle eş anlamlıdır. Çünkü, Kuva-yı Milliye ruhunun temeli Çanakkale’de atılmıştır.

            Biz, Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış ve Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na bağlı olan Atatürk Gençliği olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin Önsözü olarak kabul edilen Çanakkale Savaşları’yla birlikte Mustafa Kemal Atatürk ve O’na ait olan bütün değerleri korumada üzerimize düşeni yapmakla yükümlüyüz.

            Çocuklarımıza, gençlerimize ve Türk Ulusu’na gerçek tarihin anlatılmasını sağlamak da bu yükümlülüğümüz içindedir.

CENGİZ ÖNAL

Cumhuriyet Neferi

www.cengizonal.blogspot.com    
Çanakkale zaferini kazandıran vatan sevgisi, bayrak sevgisinden ve inançtan oluşan Çanakkale ruhunu asla kaybetmemeliyiz. Bizi bir arada tutan bu ruhtur. Bu ruh giderse ne vatan ne bayrak sevgisi kalır. 
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

İlgi Alanlarım; Atatürk, vatanım, bayrağım, ülkemi ilgilendiren herşey. Visit Cute-Spot.com! Visit Cute-Spot.com!

Arkadaşlarım

ahmetdursun374
vaveyla
dilara45
marypoppins
banuca
mvkelebek
kastamonunet
nurdanfulya
guvenavticaret
nstar
TÜRKİYE BAYRAKST
cicim
begonya35
ikizizbiz
kadineli
aslanbaysevinc
nescafe
merakediyorum
gazikemal
İnsiyaki Milli
Sezgin KOŞAR
ozgan ca
sevdasiirleri
Türk Bayrağı
ermeniler
musateker
habeascorpus
rainbow7
derinsozler
dusbahcesi
ilhankoruyucu
pirosuskun
gurunms
Blogcu Yardım
ilginclikler
siiryarismasi
gullerinkalbi2
gullerinkalbi3
tekyolkemalizm
gizemliruzgar
guncelyazi
muharremmetinkorkmaz
horseracing
senolsan
kova927
suskunciglik
tanrimisafirlerim
sevpazarlamakazan
Hit Counters
Google

Backgrounds FreeGlitters.Com
Background By MySpace Layouts
crazyprofile.com